Premier Lig 14. Hafta Karnemiz: %60 10da 6

Newcastle – Chelsea: ÜST – TUTTU

Blackburn – Swansea: ALT veya 0 – TUTMADI

Man City – Norwich:  1 veya ÜST – TUTTU

QPR – WBA: 0-2 ÇİFTE ŞANS – TUTTU

Tottenham – Bolton:  1 – TUTTU

Wigan – Arsenal: ALT – TUTMADI

Aston Villa – Man Utd:  ALT – TUTTU

Everton – Stoke City: 1 – TUTMADI

Wolves – Sunderland: ÜST – TUTTU

Fulham – Liverpool: ÜST veya 0-2 ÇİFTE ŞANS – TUTMADI

Premier Lig 15.Hafta Tahminleri

legends-of-english-football-signed

Dün Babatorik.Com Beşiktaş stüdyolarında çekimi tamamlanan 10 Premier Lig karşılaşması videosunda özet olarak yaptığım tahminleri aşağıda bulabilirsiniz. Maçlarla ilgili daha detaylı bilgi ve gerekçeler için videoları tavsiye ederim.

www.babatorik.com

15. Hafta Maçları

 

Arsenal – Everton       1

Bolton – A Villa           0-2 çifte şans

Liverpool – QPR          1

Man Utd – Wolves      1 (H) veya Üst

Norwich – N’castle     Üst veya 0

Swansea – Fulham      Alt veya 0

WBA – Wigan                 1

Sunderland – B’burn   1

Stoke – Tott’hm            0-2 Çifte Şans

Chelsea – Man Cirt      1-0 Çifte Şans / 0

 

Herkese bol şanslar.

 

 

Technorati Tags: , ,

İngiltere’de Tribüne Girerken

IMG_0793

White Hart Lane’de Aston Villa maçı. İngiltere’de hangi lig olursa olsun, tribünlere geçerken bu tür uyarı tabelalarına rastlamanız mümkün. Türkiye ile aradaki fark, tabeladaki yasaklara uymayanlar, oradaki uyarıların yaptırımları ile mutlaka karşı karşıya kalacağını biliyor.

Stadın büfelerinde bira ve diğer alkol satışı var. Koridorlarda alkol serbest ancak tribüne alkol getirmek yasak. Tribünde alkol bulunduran ‘tutuklanır’ diyor.

CCTV kameraları sizi her an takip ediyor.

Küfür yasak. Dediklerinize dikkat edin.

Sigara İçmeyin.

Stad Kuralları Geçerlidir ve tabii bir klasik: Islak Zemin!

 

Technorati Tags: , ,

Premier Lig 14.Hafta Tahminleri

kingstonafcwimbledon

Babatorik.Com’da çekimlerimiz dün akşam tamamlandı. Bugün, yarın ve Pazartesi oynanacak Premier Ligi maçları ile ilgili tüm detaylı videolara Babatorik.Com sitesinden ulaşabilirsiniz. Lütfen TIKLAYIN.

Özet tahminler ise aşağıda:

Newcastle – Chelsea: AVB zor durumdan çıkmak zorunda, çok zorlu maçlar ardarda geliyor. Bu maçta gol olur. ÜST

Blackburn – Swansea: Keane daha ne kadar baskıya dayanacak. Swansea az atıp az yiyor. ALT veya 0

Man City – Norwich: Biraz direniş bekliyorum ama mucize değil. Oran az. 1 veya ÜST

QPR – WBA: Defansif oyunda daha dengeli WBA daha şanslı: 0-2 ÇİFTE ŞANS

Tottenham – Bolton: White Hart Lane’de Avrupa yaralısı Tottenham’ı durdurmak çok zor. 1

Wigan – Arsenal: Wigan bizi hep ters köşeye yatırıyor. Taraf bahsi değil ama az gol: ALT

Aston Villa – Man Utd: United zor da olsa buradan galibiyet alır ama az gol olur: ALT

Everton – Stoke City: Moyes’in takımı ilk 10′u bırakmayacaktır. Stoke Ukrayna yorgunu: 1

Wolves – Sunderland: Yeni hocasını bekleyen Sunderland sürpriz yapabilir, Wolves istikrarsız: ÜST

Fulham – Liverpool: Londralılar defansif ama Liverpool’un moraller yerinde: ÜST veya 0-2 ÇİFTE ŞANS

Technorati Tags: , ,

Londra Futbol Günlüğü – 1

legends-of-english-football-signed

Sevgili Günlük,

Bugün sabahın köründe başlayan yolculuk beni Londra’ya götürüyor. Kendimi futbola gömmek ve İngiltere’nin ata sporunda farklı kesitlerden görüntüler, sesler ve anılar toplamaya gidiyorum. Mesleği futbol olan bir sevgili dostum öğrendiklerimin çoğunluğu okuduklarımdandır demişti. Bu 5 gün içinde hem görülecek hem gezilecek hem de okunacak çok şey var. Umarım Çarşamba akşamı geldiğinde futbola ve atmosferine doymuş, İngiltere’nin futbol dünyasından küçük bir pencere açabilmiş olurum.

Bugün 19 Kasım 2011 Cumartesi. Öğleden sonra taraftara ait, taraftar için AFC Wimbledon’ın tüm biletleri tükenmiş olan Swindon Town maçındayım. Saat 15.00′de başlayacak maç Kingsmeadow’da oynanacak ve bir League 2 karşılaşması. Yani 4 kademe bir lig. Stadın kapasitesi 5194 kişi. Biletler satılmış bitmiş sevgili günlük. Wimbledon orta sıralarda, rakibi Swindon 6. Aralarında bildiğim bir rekabet düşmanlık filan da yok. Ama bir Cumartesi öğleden sonra League 2′deki takımlarını desteklemeye gelenler stadı doldurabiliyor. Bu seviyede bir ilgi ancak sevgi ile olabilir.

Pazar günü Chelsea – Liverpool maçı var, bilet bulma ihtimalini seviyorum. Akşam 18.00′de maç. Bugün araştırmalar sürecek ama her durumda öğleden sonra 13.30′da başlayacak Championship karşılaşması Millwall – Bristol City maçındayım. The Den’de. Doğu Londra’nın bu West Ham’ın ezeli rakibi sıfatlı hooliganizm çağrışımlı takımının maçını izlemek ilginç olacak. Chelsea – Liverpool tabii ayrı bir olay. Bütçe denkleştirme çalışmalarına bağlı olarak belki şansım yaver gidebilir.

Pazartesi günü Tottenham – Aston Villa maçı var. Saat 20.00′de White Hart Lane’de başlayacak Premier maçı en sabırsızlıkla beklediğim karşılaşmalardan biri. Güzel bir maç bekliyorum. Dün Babatorik.Com çekimlerinde dediğim gibi bol ve karşılıklı gol.

Çarşamba öğlen saatlerinde Fenerbahçe’nin de katıldığı ve grupta 4 puan toplayarak elendiği NextGen Serisi Turnuvası’nda Tottenham’lı U19 takımının Basel U19 maçı var. Gençleri izlemek için 12.00 de tribündeyim. Tottenham’ın A2 takımı ülkenin iyi akademilerinden birindeki oyuncuları izleme fırsatı verecek.

Salı ise hayatımın önemli günlerinden biri. Uzun zamandır hazırlıkları devam eden bir çalışmanın sonuna geliniyor. Leeds’de olacağım. Brazillian Soccer Schools’un merkezinde, dünyanın en önemli futbol okullarından birinin kalbinde. Bu benzersiz futbol eğitim kurumu ile ilgili yazıp çizmek de keyifli olacak. Bazı şeylerin değişmeye başladığı gün olacak 22 Kasım.

Ve Çarşamba akşamı Emirates’de Arsenal Şampiyonlar Ligi maçında Dortmund’u ağırlayacak. Emirates, Wenger, Andre Santos hep beraber olacağız.

Heyecanlı bir 5 gün başlıyor sevgili günlük. Yazarın birinin dediği gibi futbol dilenciliği yapıp, stad stad dolaşıp Allah rızası için güzel ve adil futbol diyeceğim. Umarım ruhumuzu doyuracak kadar birşeyler toparlarım.

Technorati Tags: , , , , , ,

NextGen Serisinde Fenerbahçe A2 (U19) Rosenborg Karşısında

nextgen_grup_3_puan_durumu

Next Generation turnuvasında 3.Grupta son maçını oynayacak Fenerbahçe U19 takımının rakibi Rosenborg olacak.

Grupta ilk puanını iki hafta önce Ajax karşısında aldığı 0-0′lık beraberlikle alan Fenerbahçe, son maçında tamamen prestij peşinde. Gruplardan ilk iki takımın çeyrek finale yükseleceği turnuvada Rosenborg 4 maçta 6 puan topladı. Son maçını Ajax ile yapacak olan Norveçlilerin gruptan çıkma şansı bulunuyor, o yüzden Fenerbahçe maçı onlar için önemli.

Grupta Puan Durumu Şöyle:

Grupta kalan maçlarda 22 Kasım’da Villa Park’ta Aston Villa – Ajax, 29 Kasım’da Amsterdam’da Ajax – Rosenborg maçları oynanacak.

Bugünkü rakibimiz Rosenborg’un hocası Stale Stenlaas, Rosenborg forması ile Şampiyonlar Ligi’nde oynamış tecrübeli bir eski futbolcu. Norveç’te oynanan ilk maçı Rosenborg 4-2 kazanmıştı. Bu maçın özet görüntülerine BURADAN ulaşabilirsiniz. Şu ana kadar sadece bir kez deplasmana giden Norveçli gençler Aston Villa karşısında 4-1 kaybettiler.

Karşılaşma Maltepe Stadı’nda saat 14.00 de başlayacak ve twitter.com/edipuras hesabından güncellemelerle burada olacak. Maç yazısı ve göze çarpan oyuncular maçtan sonra…

Technorati Tags: , , , , , ,

Jem’i Tanıyor musunuz?

jem karacan reading fc

Birazdan A2 Milli Takımımız Antalya’da Mardan Stadı’nda Norveç A2 Milli Takımı ile karşı karşıya gelecek.

Şahsen bu maçı İngiltere’de Reading FC’de oynayan Jem Karacan’ı izlemek için sabırsızlıkla bekliyordum. Ancak girişi ücretsiz olan karşılaşma herhangi bir kanaldan yayınlanmıyor anladığım kadarıyla. Bize de Jem’i izlemek başka bahara kalacak.

Jem, 21 Şubat 1989 doğumlu ve 1,75 boyunda. Reading FC akademisinde yetişti. Bournemouth ve Millwall’da kiralık olarak oynadıktan sonra yeniden yetiştiği kulübe döndü. Galatasaray’ın bir süre ilgilendiği, Manchester United’ın bir süre antremanlara çıkardığı Jem’in yıldızı her geçen gün parlıyor.

Orta alanda başarılı müdahaleleri, iyi pas yapabilme yeteneği ve tekniği ile İngiltere Championship’de oynayan takımının vazgeçilmez oyuncuları arasında yer alıyor. 2008 yılında Reading’e döndüğü ilk kupa maçında Luton Town’a attığı golle maçı kazandırmış ve taraftarın dikkatini çekmişti.

Özellikle Liverpool karşısında Gerrard’a karşı oynadığı oyunla yıldızlaştı ve takımın değişmez parçalarından biri oldu. Jem 2010/2011 sezonunda 48 maçta Reading FC forması giydi ve 1-1 biten Preston North End maçında sezonun en güzel gollerinden birine imza attı. Geçen sene sezonun en iyi oyuncusu oylamasında Reading taraftarlarının onu üçüncü en iyi isim olarak seçmesi de zaten birçok şeyin kanıtı.

Gelecek hafta Cardiff City ile oynayacakları maçta canlı izleme imkanı vardı ancak ben aynı zamanda Kingsmeadow Stadı’nda AFC Wimbledon – Swindon maçını izliyor olacağım. Başka bahara diyelim ve Jem Karacan’ı dikkatle takip edelim.

Technorati Tags: , ,

Milli Takımımı Geri İstiyorum

volkandemirelprotesto

Sevilmeyen sayılmayan Milli Takımımız, Euro 2012 PlayOff maçında evinde ilk maçta işi bitirdi: 0-3.

Maçın taktik ile ilgili konuşulacak bir yanı yok. Hiddink’in de maç sonu açıklaması bu yönde zaten. Ben planımı yapıp veriyorum, oyuncular hata yaparsa ben n’apiim gibisinden yine ‘duygusallıktan uzak’ bir demeçle işi geçiştirdi. Bizi duygusallıkla suçlayan bu çok robot teknik adamı ben de ‘duygusuzluk ve ruhsuzluk’ la suçlayabilirim. İşin para ile ilgili kısmına karışmam, o kadar para alıyor lafları bana saçma geliyor. Kazanç kutsal ve gizlidir, daha çok veya az alması kimseyi ilgilendirmemeli, TFF’mizin kararıdır, karşılıklı yapılmış bir anlaşmadır.

Ancaaaak…

Senin teknik direktörün anlaşılıyor ki, dünyanın birçok ülkesinden daha zayıf, güçsüz bir milli takımda çalıştığını düşünüyor. Bunu yeni düşünmüyor, her açıklamasından anlıyoruz ki teknik direktörümüzün genel hazırlığı güçsüzlüğümüz üzerine kuruluyor. Sonuç kendine güveni gitgide eriyen bir milli takım.

Hiddink’in Türkiye futbolu hakkındaki görüşlerinin bir kısmını paylaşıyorum, hepimiz çok parlak bir ligimiz olmadığını, alttan oyuncu gelmediğini filan söyleyip duruyoruz. Ancak biz gidişi nasıl olursa olsun, bir Dünya Üçüncüsü ve Avrupa Yarı Finalisti bir takımız. Üstelik bunu 6 yıl ara ile yaptık, iki farklı futbolcu nesli ile. Demek ki doğru şartlar altında performans verebilen bir takım olabiliyoruz. Hiddink gibi bir futbol adamının aynı plağı çalmak yerine nerede eksik kaldığını görmesi ve tabii gösterilmesi gerekirdi.

Daha önce başarılı olduğu ülke futbollarına baktığımızda, birçok takımın bizden daha zayıf, apoletleri bizimkilerden çok daha az olan takımlar olduğunu biliyoruz. Rusya’ya oynattığı futbol ben dahil birçoğumuzu heyecanlandırmıştı. Ancak, o zaman birlikte çalıştığı altyapıya bakarsanız, şu anda TFF’nin onun için hazırladığı ekipten çok daha üstün olduğunu görürsünüz. Bizler küçük hesaplar, şahsi ve siyasi çekişmelerle onu bunu sürekli değiştirip dururken, etkileşimde olan her yere sinyaller gönderdiğimizi öğrenemedik bir türlü.

Türkiye Futbol Federasyonu malesef rahmetli Hasan Doğan’dan sonra düzgün bir yönetime, doğru insanlara kavuşamadı. Özellikle son yönetim, çok iddialı söylüyorum: herhangi bir konuda herhangi bir kurumun başına gelmiş en felaket, en omurgasız, en kötü kadrodur. Dokundukları herşeyi boka çevirdiler, çevirmeye de devam edecekler.

Planımı hazırladım, oyuncu hata yaptı dersen, o zaman adama oyuncuyu hazırlayamamışsın derler.

Maçın başında gelen gol kral çıplak diye bağırdı, bizler de uzun süredir bildiğimiz ama söylemeye çekindiğimiz gerçekle 87 dakika yüzyüze kaldık. Bu Milli Takım’ın oyun içi planları felaket, kendine güveni yerlerde, futbolcuların sahadaki iletişimleri kötü ve daha da özeti bu takım uzun süredir top oynamıyor, yasak savıyor.

Sevilmeyen milli takım olur mu? Bizde oldu. Kulüpler arasında her türlü saçmalık sınırını aşan zeka özürlü rekabet belki kitleleri yönetmeyi kolaylaştırıyor ama taraftarından oyuncusuna herkesin görüşünü fena halde kısıtlıyor aynı zamanda. Takım kaptanını yuhalayan taraftarlarımız var. Emre’nin sadece Fenerbahçeli olduğu için Telekom’da protesto edildiğini biliyoruz. Federasyon korkudan Kadıköy’e maç veremiyor. İnönü Stadı ise çoktan bu konudaki başarısızlığını tescil ettirdi. Herşeyden öte ülke tanımadan milli marş ıslıklayan bir üçüncü dünya ülkesiyiz artık biz.

Oyuncuların çoğu maçların Istanbul’da oynanmasını istemiyor. Tribünde milli takım formasını göremeyen gerizekalıların protestosu sadece o oyuncuyu değil, tüm takımı etkiliyor. Oyuncu protesto edilmesi, yuhalanması, küfredilmesi benim anlayamadığım bir şey olmaya devam edecek. Sitem belki, küfür nedir arkadaş? Biz hem döveriz hem severiz felsefesinin topluma yayılmış şeklinden ben nefret ediyorum artık ve malesef bunun bir tedavisi yok. Milli Takım artık ‘ulusal’ olmaktan çıkalı çok oldu. Sadece üç büyük kulüp değil, diğer taraftarlar da Milli Takımı artık sevmiyor. Herkesin Emre’yi, Arda’yı, Volkan’ı, Sabri’yi sevmemesi için hatta tahammül edememesi için bir sürü nedeni var nedense. Taraftar yapısını el birliği ile çökerttik. Milli Takımın çok ciddi bir kampanya ile yeniden bu ülkeye anlatılması şart. Herşeyi birkaç gün sonrasına çocuk oyalar tavrı ile erteleyen TFF Başkanı’ndan beklenmeyecek bir vizyon bu.

Dün tüm tribünler millileri protesto etti. Bu kadar çaresiz bir performansa haklı protestolardı çoğu. Yan pas yüzdesi çok yüksek bu milli takımı hafiften ti’ye almaktan, bilet alarak bu soğukta oraya gelen taraftarın içindeki hayalkırıklığını ve kızgınlığı deşarj etmesinden daha doğal birşey yok, az bile yaptılar. Volkan’ın kalesinin arkasında çoğunluğu Galatasaray taraftarı olan grubun Volkan özelindeki alkışlı alaylı protestosu da bu anlamda doğaldır. Burada doğal olmayan milli formayı giyen bir futbolcunun bu protestoya kendince karşılık vermesidir. Volkan herşeyden önce Türk Milli Takımının kalecisidir, işin Fenerbahçe bazında tartışılması doğru olmaz. Volkan uluslararası tecrübede ve kalitede bir kalecidir, tartışmasız. Şimdiye kadar daha farklı konumda olmamasının nedeni açıklamalarındaki amatör ruhtan ziyade önemli takımlarda tahammül edilmeyecek bu kontrolsüz hareketleridir. Sen işini düzgün yapma, bu çok önemli maçta saçma goller ye, sonra tribünü protesto et. Yok artık! Volkan kusura bakmasın dün yediği küfürleri hakketti. Tribündeki ruh halini anlayabilecek kadar tecrübesi olan bir adamın bu hareketi ancak akılsızlıkla açıklanabilir. Ve tabii umursamazlıkla.

Volkan’ın saçma sapan çıkışı diğer arkadaşlarının işine yaradı denebilir aslında. Tüm takıma kızgın taraftar Volkan’ı bulunca diğerlerini serbest bıraktı. Milli Takım değerinin bu kadar düştüğü bir dönemde bunları da normal karşılamak gerekli. Hiddink’in ‘bu beni rahatsız etmez’ gibilerinden açıklaması ‘her kültüre uyum sağlarım’ açıklamasının ne kadar palavra, Hiddink’in ve ekibinin bu ülkeye ne kadar yabancı olduğunun başka bir kanıtı.

Dün duyduğum en güzel söz şuydu: Bu maçtan önce Hiddink’i kovup Yılmaz Vural’ı başa getirsek bu maçı kazanmıştık.

Daha önceki bir yazıda şunu demiştim: Bu takım Euro 2012′ye gidebilir ve bir Yunanistan yaparak şampiyon bile olabilir. Ancak hiçbir zaman ülkenin ruhunu yakalayan futbolu oynayamaz. Şampiyon olmak mı istiyoruz yoksa savaşarak ve oynayarak kaybetmek mi, emin değilim.

Artık eminim, bu ülke milli takımını geri istiyor. Ben istiyorum en azından.

Technorati Tags: , , ,

İngiltere’den Dünyaya Hediye: Brezilya Futbol Okulları

brazilliansoccerschools

Brezilya Futbol Okulları (BSS – Brazillian Soccer Schools) bir çocuğun rüyasının, günlük çalışma ve topa olan benzersiz bir adanma ile birleşmesi sonucu daha önce görünmemiş bir teknik ve fizik kapasiteli futbolcular yetiştireceğinin bir kanıtıdır.

BSS futbola olan sevgisi, tutku ve hevesi onları izleyen herkes tarafından elle tutulur derecede hissedilir oyuncuları geliştirmek için çalışmaktadır. Bu tutku o kadar canlıdır ki, onları maçlarda veya antremanlarda izleyenlere de hemen bulaşır.

BSS Simon Clifford’un fikir babalığını yaptığı bir futbol okuludur. İngiltere’de yüzlerce benzeri gibi bir beden öğretmeniyken kendi zamanından ayırarak okul sonrasında çocukları çalıştırıyordu. Çok sevdiği takımı Middlesborough FC’ye Brezilyalı milli oyuncu Juninho’nun gelmesi ile herşey değişecekti. Kaderin bir cilvesi, Simon’ın kombine bileti Juninho’nun babasının birkaç koltuk ötesindeydi. Birgün, şans eseri bir konuşmanın ve devre arasında içilen bir kahvenin sonrasında Dünya Kupası sahibi bir forvetle aralarında bir dostluk başlar.

Clifford Hollanda’dan aldığı çalıştırma tekniklerini göstermek ve çocuklarla tanışmak için Juninho’yu okul sonrası çalışmalardan birine gelmeye ikna eder. Juninho antreman sonrası Simon’a ‘Bu çok zayıf, kuru toprakta yüzmeye çalışmaya benziyor.’ der. Juninho Clifford’u Futebol de Salao ile tanıştırır. Daha küçük ve ağır bir top ve futbol öğretme konusunda yepyeni ve radikal bir yaklaşım. Juninho’nun bilgisi ve Güney Amerika antreman teknikleri konusundaki tecrübesi ile Clifford’un heves ve tutkusu ilk Brezilya Futbol Okulu’nun doğumunu getirir.

Aradan geçen 15 yılda Clifford dünya üzerindeki farklı ülkelerde bir milyondan fazla çocuğunun Brezilya Futbol Okullarına katıldığına şahit oldu. Okulun mezunları birçok büyük kulüpte alt yapılarda oynuyor. BSS ilk milli oyuncusu Micah Richards’ı da gördü bile. Richards 2011/12 sezonuna fırtına gibi başlayan Manchester City’nin sağ bek pozisyonunun değişmez ismi. Clifford’un fikirleri dünyanın dört bir yanında her seviyeden futbol insanını etkilemeye başlıyor.

Brezilya Futbol Okulları’nın en büyük amacı çocukları topla daha fazla çalışmak ve yeteneklerini geliştirmek konusunda yönlendirmektir. Yapılan çalışmaların tamamı buna yöneliktir ve tüm BSS antremanlarında zamanın tamamı ayakta topla çalışarak geçmektedir.

Brezilya Futbol Okulu’nun programı şu anda dünya üzerindeki herhangi bir spor dalı için hazırlanmış en kapsamlı öğrenme ve geliştirme programıdır. BSS müfredatı futbolun her alanını kapsamaktadır. Sadece Brezilya etkisinde olmasa da 4 anahtar konuda Brezilya doğasına sahiptir:

- Futebol de Salao

- Bireysel Yetenek Vurgusu

- Daha çok çalışma zamanı

- Fiziki Çalışmalar

Program kendi içinde çok güzel bir oyun olmasına rağmen Futebol de Salao oyunu üzerinde çok fazla odaklanmıyor. Daha ziyade oyunu ve topunun özelliklerini bir geliştirme vasıtası olarak kullanıyor. Ayakların hızlılığı, yakın top sürüş ve pas yetenekleri konusunda Futebol de Salao’nun üzerine bir yöntem yok. BSS programındaki çocuklar zamanlarının üçte ikisini Futebol de Salao topu ile, geri kalan üçte birini de normal topla geçirmektedir. Normal top, uzun paslar, şut çekme, kafa atma ve elbette maç için durumlar için kullanılmaktadır.

‘Bu benim gördüğüm en iyi futbol öğrenme ve geliştirme okulu. Dikkat ve özenle, adım adım 5 kez Dünya Kupası sahibi olan ülkemin metodlarını uyguluyor. Bu güzel oyunla ilgilenen herkes için mutlaka görülmesi gerekir, sırlarımızın ilk kez açığa çıktığını görüyorum.’

Jarzinho (1970 Dünya Kupası sahibi Brezilya’da oynarken tarihe Dünya Kupası’nın her turunda gol atan tek adam olarak geçmiştir.)

Her yaş grubu için Brezilya Futbol Okulu’nun önceliği her çocuğun teknik kapasitesinin geliştirilmesidir. Öğretilen yetenekler en basitten karmaşığa doğru kolayca öğrenilebilecek parçalara bölünür. Daha sonra bu hareketler çocuklar önce kendi kendilerine daha sonra arkadaşlarının üerinde bu oyunları rahatça yapabilene kadar yeninden öğretilir ve tekrar edilir. Düz bir çizgide pas vermekten, çok karmaşık top oyunlarına kadar her oyun defalarca yapılan tekrarlarla çocukların doğası haline getirilmeye çalışılır.

BSS’de çocukların zamanlarının yeteri kadarını yetenekleri üzerinde çalışarak geçirmediği düşünülür. Çocuklar bolca maç yapıyor olsalar da Brezilya Futbol Okulları’nın programında 5 – 16 yaş arasındaki çocukların yetenekleri üzerinde odaklanarak çalışabileceği müfredat üzerinde özellikle durulur. Topla daha fazla zaman geçirmek programın en önemli ve kritik parçasıdır. BSS çocukların eğitiminden başlayarak futbolun en üst seviyesini şekillendirmeyi amaçlamaktadır. Güvenli ve eğlenceli bir ortamda yapılmak istenen tam olarak budur.

BSS’de en yüksek sağlık ve güvenlik standartları uygulanır. Tüm hocalarımız gerekli eğitimlerden ve sertifika programlarından geçerler ve her sene Leeds’deki merkezde 80 saatlik özel eğitime katılırlar.

Brezilya Futbol Okullarının bir başka özelliği de okula katılan çocukların iyi birer futbolcu olmadan iyi birer insan olmasının üzerinde önemle durmasıdır. Bu kulağa biraz fazla idealist gelebilir ancak programın yetiştirdiği geleceğin futbolcularında bunun da gözlemlenebileceğini ummaktadırlar.

Technorati Tags: , , , , ,

Futebol de Salao nedir? Futsal’dan Farkı Nedir?

brazilian_215x322

 

Futebol de Salao, 5’er kişilik iki takım halinde oynanan salon futbolunun Güney Amerika’daki orijinal adıdır. Top daha küçük (2 numara), daha ağır (465 gr) ve neredeyse hiç zıplamaz (%10). Bu oyunun Brezilya’da çok popüler olmasının nedeni Pele, Rivelino ve Zico’dan Juninho, Ronaldo ve Rivaldo gibi yıldızların normal futboldan önce Futebol de Salao oynayarak yetişmiş olmasıdır.

FIFA’nın Futsal oyununu (5’er kişilik takımlarla 4 numara ve %20-25 zıplama oranlı topla oynanır) kitlelere yayma kararından sonra Futebol de Salao Güney Amerika’da neredeyse ortadan kayboldu. Şimdi Uluslar arası Futebol de Salao Konfederasyonu tarafından çocuklar için futbola en iyi başlangıç yöntemi olarak küresel boyutta geliştirilmektedir.

Futsal ile Futebol de Salao

Hangi ülkede olduğunuza göre isimler değiştirilerek kullanılsa da iki oyun birbirinden oldukça farklıdır. Futebol de Salao 2 numara çok az zıplayan bir topla oynanır. Top dışında kurallarda büyük farklılık yoktur. Futsal, FIFA’nın salon futbolu olarak seçtiği ve Futebol de Salao’dan türemiş bir oyundur.

FIFA, Futebol de Salao’nun kontrolünü 1989’da almak istedi. Televizyon yayınları ile ilgili denemeler, yayında topun fazla küçük olmasından kaynaklanan problemlerden dolayı başarısız olmaya mahkumdu. Ancak, FIFA oyunun yeni bir versiyonunu yaratarak bunu dünyaya satma konusundaki ısrarından vazgeçmedi.

Yeni kurallar getirdiler ve oyunu yeniden adlandırdılar: Futsal. En önemli değişikliklerden biri topun boyutundaki farktı ( 2 numaradan 4 numaraya). Bu TV yayınlarında topun görünürlüğünü arttırmak içindi.

Güney Amerikalı futbolcular için Futsal daha çok bir büyük oyunudur ve geleneksel Futebol de Salao’nun nesiller boyu Brezilyalı gençler ve çocuklar üzerindeki avantajlarından yoksundur.

1990’ların başlarında Futebol de Salao Brezilya’da yaygın şekilde oynanırken FIFA’nın Futsal’ı küreye yayma ısrarı karşısında fazla dayanamadı. Futsal’ın çocuklar üzerinde Futebol de Salao kadar faydalı olduğu hala şüpheliyken, gitgide artan araştırmalar Futebol de Salao’nun çocuklar için Futsal’ın ise yetişkinler tarafından oynanması gerektiğini göstermektedir.

Birmingham Brezilya Futbol Okulu Koç’u Rob Williams çocuklara her iki oyunu da öğretme konusunda tecrübe sahibi. Rob şöyle diyor: ‘Amerika’da yıllarca Futsal çalıştırdım ve oynadım. Yetişkin erkek ve kadınlar için oynaması çok zevkli bir oyun. Ancak çocuklara gelince Futebol de Salao’nun yakınında bile değil. Futsal’ın normal futbolla paylaştığı çok fazla özellik var. Futbol de Salao’da gördüğümüz top sürme, hızlı pas ve teknik Futsal’da çok az.’

Şili’de Futebol de Salao bu gelişmelerden etkilenmeden ülkede en çok oynanan spor dalları arasında birinciliğini korumaktadır.

İngiltere’deki Brezilya Futbol Okulları ziyareti sırasında Brezilya’nın unutulmaz yıldızı Socrates şöyle konuşuyordu: ‘ Simon, Futebol de Salao oyununu kurtardın. Birlikte oynadığım birçok oyuncu adına söyleyebilirim ki sana minnettarız. Futbol kariyerlerimiz çoktan bittiği halde hala zevkle oynuyoruz, sadece bunu oynayarak büyüdük. Şimdi Brezilya’da topunu bile bulmak mümkün olmuyor. FIFA daha büyük ve zıplayan bir topla oyunu mahvetti. Arkadan bir uzun pas ve bir kafa veya şut. Nedir bu? Neden değiştirildi? Para için! Tek neden bu. Adı da Futsal, Futebol de Salao değil, tamamen farklı bir oyun.’

Simon Clifford Brezilya’dayken Futebol de Salao oyununun gerçek doğasını koruyarak çocukların yetiştirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıya dönüştürmeye karar verdi. Simon Uluslar arası Futebol de Salao Konfederasyonu’nu kurarak oyunu canlı tutmak, dünyanın her köşesindeki çocukları bu oyunla tanıştırmak istedi. Bu oyunun futbol oyununa aşık herkes için büyük fayda sağlayacağına emindi.

Brezilya Futbol Akademileri ve Brezilya Futbol Okulu bu amaçla İngiltere’de kuruldu ve Uluslar arası Futbol de Salao Konfederasyonu dünyanın birçok noktasında bu oyunu yeniden hayata geçirerek, geleceğin futbolcularının yetiştirilmesinde oynayacağı önemli rolü arttırmaya çalışıyor.

Brezilya Futbol Okulları çeşitli üniversiteler ve araştırmacılar tarafından farklı futbol oyunları ile çok özel Futebol de Salao arasında karşılaştırma yapmak amacıyla devamlı olarak aranır. Tüm araştırmalar dosyalarında saklanır ve istendiği zaman paylaşılabilir. BSS, araştırma projelerine her zaman açık bir yapıdır.

Son dönemlerde yapılan araştırmalardan bazılarının özetleri aşağıdadır:

Dr Charles Buckley, Manchester Metropolitan Universitesi:

Dr Buckley Futebol de Salao’nun diğer futbol öğrenme tekniklerine kıyasla özellikle top sektirme ve top sürme testlerine göre nasıl bir gelişme kaydettiğini kıyasladı. Dr Buckley sonuçlarında ‘Futebol de Salao’nun, alışageldik yaklaşımlara göre futbol yetenekleri geliştirme adına heyecan verici bir potansiyele sahip olduğunu’ belirtti.

İngiltere Futbol Federasyonu’nun ‘Insight’ Dergisi için Liverpool John Moore Üniversitesi’nden Iain Milligan’a hazırlattığı araştırma:

Bu araştırma Futebol de Salao ile Minyatür Futbolu genç oyuncuların gelişme sürecindeki etkilerininin kıyaslamasını yaptı. Bu çalışma Futebol de Salao oyuncularının bireysel tekniklerini daha fazla geliştirme şansı bulduklarını ortaya çıkardı. Futebol de Salao maçları daha çok isabetli pas, daha çok top kontrolu, çalım ve kıvraklık, top sürme ile daha fazla gol şansı ve sonuçta gol üretiyordu. Sonuçlar Futebol de Salao kavramının genel anlamda oyunculara temel futbol tekniği geliştirme konusunda daha çok şans verdiğini gösterdi.

Northumbria Üniversitesi

Üniversitenin araştırması Brezilya Futbol Okulu antremanları ile profesyonel bir Futbol Akademisi antremanlarını karşılaştırdı. Antremanlar sırasında oyuncuların görevlerine konsantre olma zamanı yüzdelerinde:

Profesyonel Akademi – %16

Brezilya Futbol Okulu – %53

(Dünya çapında elit antremanlarda bu ortalama %20-30 arasındadır)

Aynı zamanda aşağıdaki istatistikler bu görev konsantrasyonun ‘uygun motor aktiviteleri’ ne ayrılan kısmı (oyuncuların futbolunu doğrudan ilerletecek aktiviteler) :

Profesyonel Akademi – %33

Brezilya Futbol Okulu – %92

Technorati Tags: , , , , , , , ,

AFC Wimbledon: Taraftar İçin Taraftarlarca 1.Bölüm

afcwimbledon

Ağustos ayının sonlarına doğru, futbolumuzdaki toz duman en yoğun halindeyken AFC Wimbledon ile ilgili birkaç satır yazmıştım: BURADAN okuyabilirsiniz. Wimbledon hakkında yazmaya devam ediyorum. Çünkü bence gerçek futbolsever, gerçek taraftar için bu gitgide endüstriyelleşen ve gitgide değirmenlerle savaşa benzeyen bu acımasız dünyada bir parlak yıldız onlar.

Gelecek haftasonu 19 Kasım’da Kingstonian Taraftar Stadı’nda (stadlarının adı bile taraftar) Swindon ile oynayacakları maçı yerinden izleyecek ve ordaki atmosferi soluyacağım. O zamana kadar Wimbledon macerasını en başından biraz daha araştırdım. David Conn’un nefis kitabı ‘The Beautiful Game?’ de ayrılan bölümden özetle Wimbledon’un macerasından şöyle bahsediliyor:

İngiltere’nin en büyük ve en önemli futbol hikayelerinden biri, ufak bir semt takımının amatör liglerden, yarı profesyonele oradan da ileriye çıkmasındaki romantizmi anlatıyor. Futbol paylaşılan bir tutkudur, tartışılmaz bir hiyerarşi değil diyor hepimize. Her takımın gerekli şartlar yaratıldığında biribiri karşısında şansı olduğunu hatırlatıyor. Yöntem hakkındaki soru işaretlerimiz de olmasa…

Wimbledon FA Kupası finalini Liverpool’u yenip aldığında spikerler John Motson ve Alan Partridge şu benzetmeyi yapmıştı: Çılgın Çete, Kültür Kulübü’nü yendi. Yazar için bu her hafta gördüğü manzaranın bir tekrarıydı: kaba ve sert futbol yeteneği bir kez daha alt etmişti. Daha sonra filmlerde de benzer rollerde gördüğümüz Wimbledon’un o zamanki stoperi Vinnie Jones soyunma odasından çıkarken Kenny Dalglish’e kulağını ısırarak koparacağını ve tuvalete tüküreceğini söylediğini duyduğunda pek de şaşırmadı.


Winnie Jones Gazza ile ünlü ‘mücadelesi’nde

Wimbledon’un o dönemki kadrosu güçlüydü. Neredeyse tamamı daha önce büyük kulüplerde oynamış olan Winterburn, Gage, Dennis Wise, Dave Beasant ve niceleri. Ama gerçek karakterleri tabanlar yukarı, yumruklar dışarı ve rakibin kulağına sürekli tehditkar sözlerle açıklanabilirdi. Buna karşı durmak bir futbol karakteri sayılmamalı.

Bir Wimbledon taraftarı iseniz olayı böyle görmezsiniz elbette. Ne olursa olsun, onların takımıydı ve yarı profesyonelden gelip, perişan durumdaki stadları Plough Lane’de yenilmeden finale yükselip, 4 kez Avrupa Kupası kazanan Liverpool’dan FA Kupası almak muhteşem bir sonuç.

Wimbledon kulübünün iş tarafına bakalım: Sam Hammam her zaman oradaydı. Ortağı Ron Noades 1977′de kulübü almış ve Lig’e sokmuştu. Noades daha sonra komşu kulüp Crystal Palace’ı da alıp iki kulübü birleştirmek istedi. Wimbledon taraftarı buna şiddetle karşı çıktı ve Sam Hammam 1981′de kulübü 100,000 Sterlin karşılığında Noades’dan satın aldı.

Hammam Lübnanlı bir işadamıydı, kendisini müteahhit olarak tanıtıyordu. Takımın her zaman içindeydi, işler kötü gittiğinde de oyuncularla beraber olur, onlara içki ısmarlar ve cesaretlendirmek için elinden geleni yapardı. Hammam hırslı bir adamdı ve Wimbledon’un Plough Lane’de birkaç bin kişiye oynayarak ligde kalabilmesinin zor olduğunun farkındaydı. 1987′de Noades ile olan birleştirme planını yeniden gündeme getirdi. Güney Londra’da Selhurst Park Stadı’nda bir süper kulüp oluşturmak istiyorlardı. Buna karşı çıkan Wimbledon taraftarları Hammam’ın Plough Lane civarında dönümlerce arazi kapattığını ve orayı satıp Wimbledon’u Selhurst Park’a taşırsa milyonlar kazanacağını farketti. Hammam taraftarların baskısına karşı geri çekilmek zorunda kaldı.

Hammam bu kez Wimbledon’u daha yakında başka bir stada almaya çalıştı. 1990′a kadar komşu Wandle Valley belediyesi ile uğraştı durdu, sonuç alamadı. Plough Lane tarihi yapı olarak korumadaydı ve oyun ve spor dışında bir şekilde kullanılması imkansızdı.

O sezon boyunca Hammam’ın Wimbledon’ı taşıyacağı söylentileri dolaştı durdu ve en sonunda 4 Mayıs 1991′de evlerinde oynadıkları Crystal Palace maçının program kitapçığında Hammam duyuruyu yaptı: Wimbledon Selhurst Park’a taşınacak ve Crystal Palace’ın kiracısı olacaktı. Tüm stadların oturma düzenine geçmesini emreden Taylor Raporu Plough Lane’i sadece 6,000 kapasiteye indirecekti. O maç Wimbledon’un Plough Lane’de oynadığı son maç oldu. Crystal Palace sonradan Arsenal’de parlayan Ian Wright’ın golleriyle Wimbledon’u 3-0 yendi. Taraftar bir daha Hammam’a hiç güvenmedi. Takım ve kulüp ruhu Selhurst Park’ta sürgündeydi sanki.

1997′de Sky Sports futbola ikinci büyük ziyafetini yaşatırken, Hammam harekete geçti. Kulüpteki hisselerinin %80′ini iki Norveçli Powerboat Yarışçısına satmıştı. Kjell Inge Rokke ve Björn Gjelsten. Toplam miktar 25 Milyon Sterlindi.

Aralık 1997′de taraftarlara ikinci darbe geldi. Wimbledon Premier Lig’in İrlanda Franchise’ı olarak Dublin’e taşınacaktı. Norveçli milyarderler daha izin çıkmadan 25 milyon ödemişlerdi. Hammam onlara İngiltere Premier Lig yetkililerinin bunu engellemeyeceğini söylemişti. Engellemediler gerçekten de. Wimbledon taraftarları artık alışmışlardı: protestolara devam ettiler. Bekledikleri haber İrlanda’dan geldi. İrlanda Futbol Federasyonu franchise’ı kabul etmedi. Norveçli yatırımcılar, 6,000 yönetimden nefret eden taraftarı olan, stadı olmayan bir kulüple başbaşa kalmışlardı. Hammam kısa bir süre sonra kalan hisselerini de devredip ayrıldı.

1998′de taraftarlar başka birşey öğrendiler. Hammam Plough Lane’i Safeway Marketler Zinciri’ne 8 Milyon Sterlin’e satmıştı. 1984′den beri Hammam’ın Plough Lane’in sahibi olduğunu ve kulübe verdiği paralar karşılığında Wimbledon’dan kira olarak tahsilat yaptığını farkettiler.

Bu arada Hammam ‘ailem’ dediği Wimbledon Kulübü’nden çeşitli yollarla 30 milyon sterlin kazanarak kendine Galler’de yeni bir oyuncak buldu: Cardiff City. Onun hikayesini de ayrı bir yazıda ele alırız.

Wimbledon 2000 yılında Premier Lig’den düştü. 14 yıl boyunca Premier’de mücadele etmişti. O son sezonda toplam zarar 3,25 Milyon Pounddu. İkinci ligde düşen gelirlerle Norveçliler ellerinde bir zarar makinası ile kalakalmışlardı. Plough Lane’i alan Safeway ruhsat alamadığından stad duruyordu. Bazı taraftarlar oraya dönmek istiyorlardı.


Plogh Lane 2001′de Yıkılmadan Önce

Tam bu sırada Ağustos 2000′de bir plak şirketi sahibi olan Peter Winkelman, kulübü Milton Keynes’e taşımak için bir teklifle çıkageldi. Bir konsorsiyumu temsilen geliyordu. Ortaklar arasında bir başka süper market zinciri olan Asda vardı. Milton Keynes 60′ların sonlarında kurulan bir ‘örnek’ kasabaydı. Bir ruhsuz beton şaka gibiydi. Stadı yoktu. Stadla birlikte bir market kurulması öngörülüyordu. Wimbledon bir kez daha bir gayrimenkul yatırım anlaşmasında bir rehin olarak kullanılacaktı.

2001 Temmuz’undaki Yönetim Kurulu toplantısında öneri kabul edildi. Yönetim Kurulu’nun Plough Lane günlerinden beri orada olanları karşı çıktılar. Taraftarları söylemeye gerek yok, protestolar devam ediyordu. Wimbledon lige başvurusunu yaptı ancak lig oybirliği ile franchise’a hayır dedi. Taraftarlar bunu bir zafer olarak algıladılar. Wimbledon Kulübü karara itiraz etti.

Hukuki süreç devam etti. Süreçte kurulan ‘bilirkişi’ ve ‘danışma’ kurullarına atanan isimler Beautiful Game? kitabının diğer bölümlerinde karşılaştığımız karakterlerden bazılarıydı. Gidilen ve gidilmesi istenen nokta belliydi. Wimbledon taraftarları siyah kartlarla, sırtlarını oyuna dönerek, oturma eylemleriyle süreci protesto ettiler. Onlara göre Milton Keynes’e taşınacak bir kulüp ölmüş sayılırdı. En baştan başlamak gerekirdi.

28 Mayıs 2002′de karar çıktı. 3 kişilik karar komisyonu 2-1 Milton Keynes’e taşınmaya onay verdi.

Protestolar devam ederken Wimbledon Halk Eğitim Merkezi’ndeki bir toplantı yapıldı. B Planına geçilecekti. Kris Stewart o akşam toplantıya giderken konuya nasıl gireceğini bilmediğini söylüyor. Sonunda toplantıda mikrofona gelince şunları söyledi: ‘Ben kavga etmekten yoruldum, sadece futbol seyretmek istiyorum.’

AFC Wimbledon böyle kuruldu. Londra’daki Futbol Federasyonuna başvuru yaparken kuruluş yılı olarak 1899 yazdılar. Ryman Ligine başvurdular ama kabul edilmedi. Onun yerine Birleşik Eyaletler Ligi’ne girdiler. Kısa dönemde nisbeten yakın olan Kigstonian takımının oynadığı Kingsmeadow Stadı’na taşındılar. 29 Haziran 2002′de Wimbledon Parkı’nda seçmeler yapıldı. İlk hazırlık maçı 10 Temmuz 2002′de Sutton United ile oynandı. Maçı 4-0 kaybettiler ama 6000 kişilik stad dolmuştu. Bazı taraftarlar o akşam FA Kupası’nı kazandıklarından bile daha iyi hissettiklerini söyleyeceklerdi.

AFC Wimbledon’un lig macerası ve MK Dons bir dahaki yazıya.

Technorati Tags: , , ,

Premier Lig 11.Hafta Karnesi: %70

footballsky

11. Hafta karşılaşmaları tamamlandı. Bu haftanın en ilginç skoru Liverpool’un sahasında Swansea karşısında puan kaybetmesiydi. Yine güvendiğimiz Wigan bizi yolda bıraktı ve Wolves çok ihtiyacı olan galibiyeti 3 golle aldı. Diğer yandan ligin alt sıralarındaki Bolton, zorlu Stoke maçından hiç beklenmedik 5 gollü bir galibiyet ile çıktı. Bolton’un bu şaşırttığı ikinci farklı galibiyet. Tuncay’ın takımı ilk hafta QPR deplasmanında 4 gollü bir galibiyet almıştı. Tuncay bu hafta 85. dakikada oyuna girdi.

Bu üç maçın dışında tahminlerimiz doğruydu. Hatta sürprizciler için önerdiğimiz Man Utd – Sunderland ALT seçeneği de 1-0′lık skorla gerçekleşti.

Böylece 2011/12 Premier Lig sezonunda toplam değerlendirilen 89 maçta 59 doğru. Tahmin yüzdemiz: %66

Şimdi maçlar ve skorlar:

Newcastle – Everton (Tuttu) 1 (2-1)
Arsenal – WBA (Tuttu) 1 (3-0)
Aston Villa – Norwich (Tuttu) 1 veya ÜST (3-2)
Blackburn – Chelsea (Tuttu) 0-2 (0-1)
Liverpool – Swansea (Tutmadı) 1 (0-0)
Man Utd – Sunderland (Tuttu) 1 veya sürpriz için ALT (1-0)
QPR – Manchester City (Tuttu) 2 (2-3)
Wolves – Wigan (Tutmadı) 0-2 (3-1)
Bolton – Stoke (Tutmadı) 0 (5-0)
Fulham – Tottenham (Tuttu) 0-2 (1-3)

Technorati Tags: , ,

Fenerbahçe – Ajax U19 Maçı Özet Görüntüleri

2011-11-02 next gen fenerbahce ajax

Geçtiğimiz hafta içinde Maltepe Stadı’nda oynanan NextGen Turnuvası maçında Fenerbahçe U19 nam-ı diğer A2 takımı Ajax ile 0-0 berabere kalmıştı. Maç ile ilgili yazımızı BURADAN okuyabilirsiniz.

Şimdi de maçın özet görüntülerini ekliyoruz. Fenerbahçe’nin bir sonraki ve son NextGen turnuvası karşılaşması 16 Kasım saat 14.00′de Maltepe Stadı’nda. Rakip Rosenborg.

Technorati Tags: , , , ,

Sir Alex Ferguson’un 25. Yılı

siralexferguson25003

 

Manchester United ile özdeşleşmiş ve Premier Lig döneminin en etkili, İngiltere futbolunun en başarılı hocası Sir Alex Ferguson Cumartesi günü 25. hizmet yılını Sunderland maçından hemen önce kutladı. Ferguson sahaya, bizde kırk yılını bile doldursa göremeyeceği bir sahne ile çıktı. Manchester United, rakibi Sunderland ve tüm hakemler çıkış koridorunun önünde dizildiler ve alkışlayarak onu sahaya aldılar. Üstelik bu kutlama, ezeli rakiplerinden Manchester City’den 6 gol yedikten sadece 2 hafta sonra geldi. Bizimle karşılaştırmaya başladıkça, bir futbolsever olarak beni sıkıntılar basıyor, onun için vazgeçiyorum acilen.

 

 

Old Trafford’daki Kuzey Tribünü, stadın en büyük tribünü artık bundan sonra Sir Alex Ferguson Tribünü olarak anılacak. Maçın öncesinde anons edilen ve üzerindeki örtü kaldırılarak resmileştirilen isim değişikliği stadı dolduran onbinler tarafından ayakta alkışlanarak kutlandı. Kısa teşekkür konuşmasında Sir kendi mütevazı duruşu ile tüm taraftarlara minnetlerini sundu.

Alex Ferguson’un kupa koleksiyonu çok büyük, hepimiz biliyoruz ama neler var diye yeniden listeleyelim ve sevseniz de sevmeseniz de Manchester United’ı İngiltere’nin en büyük kulübü yapan bu inanılmaz adamı doyasıya alkışlayalım.

12 Premier Lig Şampiyonluğu

5 FA Kupası

4 Lig Kupası

10 FA Charity / Community Shield Kupası

2 UEFA Şampiyonlar Ligi Kupası

1 UEFA Kupa Galipleri Kupası

1 UEFA Süper Kupa

1 Intercontinental Kupası

1 FIFA Kulüpler Dünya Kupası

Tabii 25 yılda Manchester United’ın bu destanını yazan futbolcular saymakla bitmez. Geçen hafta Sky Sports’un yaptığı ankette bu 25 yılın en iyi 11′i belirlendi.

Schmeichel -  Neville, Stam, Vidic, Irwin – Ronaldo, Keane, Scholes, Giggs – Cantona, Nistelrooy.

Tabii bu kadroda bir David Beckham, bir Rooney yok.  1990′larda aşık olduğum o Kupa Galipleri Kupası kazanan ekipteki Mark Hughes, bugün Sunderland’ın başındaki Bruce, Pallister, McClair, Kanchelskis, Lee Sharpe ve nicelerini de hatırlıyor insan. Yepyeni nesiller, yepyeni oyuncularla futbol dünyasını tanıştıran Sir, her düştüğü noktadan daha güçlenerek kalktı ve kazanmasa da hep zirveye yakın olmayı başardı. Aynen bu sezon olduğu gibi. Taraftarın ve İngiltere futbol dünyasının haklı saygısını ve takdirini çoktan kazanmış durumda. İşi bırakıp gittikten çok sonra da en büyük futbol adamlarından biri olarak yüzyıllarca hatırlanacak bir isim.

İnanılmazı başaran Sir Alex Ferguson’u başımızdan eksik etmesin.

 

Technorati Tags: , , ,

Premier Lig’de 11. Hafta Öncesi Değerlendirmeler

premier-league-logo

Bu hafta Cuma günü yaptığımız video çekimlerinde Babatorik.Com sitesinden ulaşabileceğiniz gibi Premier Lig’de Cumartesi ve Pazar günü oynanacak olan 10 maçın ayrı ayrı değerlendirmesini yaptık.

Sezon başından beri yaklaşık %66 ile götürdüğümüz isabet oranı bakalım bu zorlu haftada nasıl şekillenecek. Bu hafta da birbirinden zorlu ve her türlü sonuca açık maçlarla dolu Premier Lig. 11. Hafta sonunda 5 puan farkla haftaya girecek olan Manchester City’nin yeri sağlam ancak diğer tüm sıralar değişebilir.

İşte bu haftaki maçlar ve özet yorumlar. Detaylı değerlendirmeler için BURAYA tıklayın.

Newcastle – Everton
(1)

Arsenal – WBA
(1)

Aston Villa – Norwich
(1) veya (ÜST)

Blackburn – Chelsea
(0-2) veya ÜST veya (var)

Liverpool – Swansea
(1)

Man Utd – Sunderland
(1) veya sürpriz arayanlara (ALT)

QPR – Man City
(2) veya sürpriz arayanlara (ALT)

Wolves – Wigan
(0-2)

Bolton – Stoke
(0)

Fulham – Tottenham
(0-2)

Technorati Tags: , ,

Powered by WordPress | Designed by: best suv | Thanks to toyota suv, infiniti suv and lexus suv