Ağustos ayının sonlarına doğru, futbolumuzdaki toz duman en yoğun halindeyken AFC Wimbledon ile ilgili birkaç satır yazmıştım: BURADAN okuyabilirsiniz. Wimbledon hakkında yazmaya devam ediyorum. Çünkü bence gerçek futbolsever, gerçek taraftar için bu gitgide endüstriyelleşen ve gitgide değirmenlerle savaşa benzeyen bu acımasız dünyada bir parlak yıldız onlar.

Gelecek haftasonu 19 Kasım’da Kingstonian Taraftar Stadı’nda (stadlarının adı bile taraftar) Swindon ile oynayacakları maçı yerinden izleyecek ve ordaki atmosferi soluyacağım. O zamana kadar Wimbledon macerasını en başından biraz daha araştırdım. David Conn’un nefis kitabı ‘The Beautiful Game?’ de ayrılan bölümden özetle Wimbledon’un macerasından şöyle bahsediliyor:
İngiltere’nin en büyük ve en önemli futbol hikayelerinden biri, ufak bir semt takımının amatör liglerden, yarı profesyonele oradan da ileriye çıkmasındaki romantizmi anlatıyor. Futbol paylaşılan bir tutkudur, tartışılmaz bir hiyerarşi değil diyor hepimize. Her takımın gerekli şartlar yaratıldığında biribiri karşısında şansı olduğunu hatırlatıyor. Yöntem hakkındaki soru işaretlerimiz de olmasa…
Wimbledon FA Kupası finalini Liverpool’u yenip aldığında spikerler John Motson ve Alan Partridge şu benzetmeyi yapmıştı: Çılgın Çete, Kültür Kulübü’nü yendi. Yazar için bu her hafta gördüğü manzaranın bir tekrarıydı: kaba ve sert futbol yeteneği bir kez daha alt etmişti. Daha sonra filmlerde de benzer rollerde gördüğümüz Wimbledon’un o zamanki stoperi Vinnie Jones soyunma odasından çıkarken Kenny Dalglish’e kulağını ısırarak koparacağını ve tuvalete tüküreceğini söylediğini duyduğunda pek de şaşırmadı.

Winnie Jones Gazza ile ünlü ‘mücadelesi’nde
Wimbledon’un o dönemki kadrosu güçlüydü. Neredeyse tamamı daha önce büyük kulüplerde oynamış olan Winterburn, Gage, Dennis Wise, Dave Beasant ve niceleri. Ama gerçek karakterleri tabanlar yukarı, yumruklar dışarı ve rakibin kulağına sürekli tehditkar sözlerle açıklanabilirdi. Buna karşı durmak bir futbol karakteri sayılmamalı.
Bir Wimbledon taraftarı iseniz olayı böyle görmezsiniz elbette. Ne olursa olsun, onların takımıydı ve yarı profesyonelden gelip, perişan durumdaki stadları Plough Lane’de yenilmeden finale yükselip, 4 kez Avrupa Kupası kazanan Liverpool’dan FA Kupası almak muhteşem bir sonuç.
Wimbledon kulübünün iş tarafına bakalım: Sam Hammam her zaman oradaydı. Ortağı Ron Noades 1977′de kulübü almış ve Lig’e sokmuştu. Noades daha sonra komşu kulüp Crystal Palace’ı da alıp iki kulübü birleştirmek istedi. Wimbledon taraftarı buna şiddetle karşı çıktı ve Sam Hammam 1981′de kulübü 100,000 Sterlin karşılığında Noades’dan satın aldı.
Hammam Lübnanlı bir işadamıydı, kendisini müteahhit olarak tanıtıyordu. Takımın her zaman içindeydi, işler kötü gittiğinde de oyuncularla beraber olur, onlara içki ısmarlar ve cesaretlendirmek için elinden geleni yapardı. Hammam hırslı bir adamdı ve Wimbledon’un Plough Lane’de birkaç bin kişiye oynayarak ligde kalabilmesinin zor olduğunun farkındaydı. 1987′de Noades ile olan birleştirme planını yeniden gündeme getirdi. Güney Londra’da Selhurst Park Stadı’nda bir süper kulüp oluşturmak istiyorlardı. Buna karşı çıkan Wimbledon taraftarları Hammam’ın Plough Lane civarında dönümlerce arazi kapattığını ve orayı satıp Wimbledon’u Selhurst Park’a taşırsa milyonlar kazanacağını farketti. Hammam taraftarların baskısına karşı geri çekilmek zorunda kaldı.
Hammam bu kez Wimbledon’u daha yakında başka bir stada almaya çalıştı. 1990′a kadar komşu Wandle Valley belediyesi ile uğraştı durdu, sonuç alamadı. Plough Lane tarihi yapı olarak korumadaydı ve oyun ve spor dışında bir şekilde kullanılması imkansızdı.
O sezon boyunca Hammam’ın Wimbledon’ı taşıyacağı söylentileri dolaştı durdu ve en sonunda 4 Mayıs 1991′de evlerinde oynadıkları Crystal Palace maçının program kitapçığında Hammam duyuruyu yaptı: Wimbledon Selhurst Park’a taşınacak ve Crystal Palace’ın kiracısı olacaktı. Tüm stadların oturma düzenine geçmesini emreden Taylor Raporu Plough Lane’i sadece 6,000 kapasiteye indirecekti. O maç Wimbledon’un Plough Lane’de oynadığı son maç oldu. Crystal Palace sonradan Arsenal’de parlayan Ian Wright’ın golleriyle Wimbledon’u 3-0 yendi. Taraftar bir daha Hammam’a hiç güvenmedi. Takım ve kulüp ruhu Selhurst Park’ta sürgündeydi sanki.
1997′de Sky Sports futbola ikinci büyük ziyafetini yaşatırken, Hammam harekete geçti. Kulüpteki hisselerinin %80′ini iki Norveçli Powerboat Yarışçısına satmıştı. Kjell Inge Rokke ve Björn Gjelsten. Toplam miktar 25 Milyon Sterlindi.

Aralık 1997′de taraftarlara ikinci darbe geldi. Wimbledon Premier Lig’in İrlanda Franchise’ı olarak Dublin’e taşınacaktı. Norveçli milyarderler daha izin çıkmadan 25 milyon ödemişlerdi. Hammam onlara İngiltere Premier Lig yetkililerinin bunu engellemeyeceğini söylemişti. Engellemediler gerçekten de. Wimbledon taraftarları artık alışmışlardı: protestolara devam ettiler. Bekledikleri haber İrlanda’dan geldi. İrlanda Futbol Federasyonu franchise’ı kabul etmedi. Norveçli yatırımcılar, 6,000 yönetimden nefret eden taraftarı olan, stadı olmayan bir kulüple başbaşa kalmışlardı. Hammam kısa bir süre sonra kalan hisselerini de devredip ayrıldı.
1998′de taraftarlar başka birşey öğrendiler. Hammam Plough Lane’i Safeway Marketler Zinciri’ne 8 Milyon Sterlin’e satmıştı. 1984′den beri Hammam’ın Plough Lane’in sahibi olduğunu ve kulübe verdiği paralar karşılığında Wimbledon’dan kira olarak tahsilat yaptığını farkettiler.
Bu arada Hammam ‘ailem’ dediği Wimbledon Kulübü’nden çeşitli yollarla 30 milyon sterlin kazanarak kendine Galler’de yeni bir oyuncak buldu: Cardiff City. Onun hikayesini de ayrı bir yazıda ele alırız.
Wimbledon 2000 yılında Premier Lig’den düştü. 14 yıl boyunca Premier’de mücadele etmişti. O son sezonda toplam zarar 3,25 Milyon Pounddu. İkinci ligde düşen gelirlerle Norveçliler ellerinde bir zarar makinası ile kalakalmışlardı. Plough Lane’i alan Safeway ruhsat alamadığından stad duruyordu. Bazı taraftarlar oraya dönmek istiyorlardı.

Plogh Lane 2001′de Yıkılmadan Önce
Tam bu sırada Ağustos 2000′de bir plak şirketi sahibi olan Peter Winkelman, kulübü Milton Keynes’e taşımak için bir teklifle çıkageldi. Bir konsorsiyumu temsilen geliyordu. Ortaklar arasında bir başka süper market zinciri olan Asda vardı. Milton Keynes 60′ların sonlarında kurulan bir ‘örnek’ kasabaydı. Bir ruhsuz beton şaka gibiydi. Stadı yoktu. Stadla birlikte bir market kurulması öngörülüyordu. Wimbledon bir kez daha bir gayrimenkul yatırım anlaşmasında bir rehin olarak kullanılacaktı.
2001 Temmuz’undaki Yönetim Kurulu toplantısında öneri kabul edildi. Yönetim Kurulu’nun Plough Lane günlerinden beri orada olanları karşı çıktılar. Taraftarları söylemeye gerek yok, protestolar devam ediyordu. Wimbledon lige başvurusunu yaptı ancak lig oybirliği ile franchise’a hayır dedi. Taraftarlar bunu bir zafer olarak algıladılar. Wimbledon Kulübü karara itiraz etti.
Hukuki süreç devam etti. Süreçte kurulan ‘bilirkişi’ ve ‘danışma’ kurullarına atanan isimler Beautiful Game? kitabının diğer bölümlerinde karşılaştığımız karakterlerden bazılarıydı. Gidilen ve gidilmesi istenen nokta belliydi. Wimbledon taraftarları siyah kartlarla, sırtlarını oyuna dönerek, oturma eylemleriyle süreci protesto ettiler. Onlara göre Milton Keynes’e taşınacak bir kulüp ölmüş sayılırdı. En baştan başlamak gerekirdi.
28 Mayıs 2002′de karar çıktı. 3 kişilik karar komisyonu 2-1 Milton Keynes’e taşınmaya onay verdi.
Protestolar devam ederken Wimbledon Halk Eğitim Merkezi’ndeki bir toplantı yapıldı. B Planına geçilecekti. Kris Stewart o akşam toplantıya giderken konuya nasıl gireceğini bilmediğini söylüyor. Sonunda toplantıda mikrofona gelince şunları söyledi: ‘Ben kavga etmekten yoruldum, sadece futbol seyretmek istiyorum.’

AFC Wimbledon böyle kuruldu. Londra’daki Futbol Federasyonuna başvuru yaparken kuruluş yılı olarak 1899 yazdılar. Ryman Ligine başvurdular ama kabul edilmedi. Onun yerine Birleşik Eyaletler Ligi’ne girdiler. Kısa dönemde nisbeten yakın olan Kigstonian takımının oynadığı Kingsmeadow Stadı’na taşındılar. 29 Haziran 2002′de Wimbledon Parkı’nda seçmeler yapıldı. İlk hazırlık maçı 10 Temmuz 2002′de Sutton United ile oynandı. Maçı 4-0 kaybettiler ama 6000 kişilik stad dolmuştu. Bazı taraftarlar o akşam FA Kupası’nı kazandıklarından bile daha iyi hissettiklerini söyleyeceklerdi.
AFC Wimbledon’un lig macerası ve MK Dons bir dahaki yazıya.
Technorati Tags: AFC Wimbledon, İngiltere Futbol, MK Dons, Wimbledon